Köpeğin İşeme Şekli

26/12/2008 ·

Evcil Köpekler

Dişi köpek çimlerin üzerine işediğinde, o bölgedeki çimler bir daire şeklinde kahverengiye dönüşür ve ölürler. Bu durum köpeklerin sadece dişilerinde görülür, çünkü dişi köpek doğrudan toprağın üzerine işer ve bir kerede tüm idrar torbasındakileri boşaltır. Bu miktardaki idrar da çimlerin bozulmasına yol açar.

Erkek köpekler bir kerede çok az idrar boşaltırlar. Onlar idrarlarını mümkün olduğunca birbirinden uzak yerlere bırakarak kendi hakimiyet alanlarının sınırlarını işaretlerler.

Erkek köpekler ayrıca buharlaşma ve toprağın emmesinin az olacağı ağaç, duvar gibi dikey yüzeylere idrarlarını bırakmayı tercih ederler. Her seferinde çok az bıraktıklarından idrarlarını çimlerin üstüne bile bıraksalar fazla bir zarar vermezler.

Erkek köpeğin işerken arka ayaklarından birini kaldırması, bacağını temiz tutmak isteği ile ilgili değildir. Anatomik olarak, beden yapısı nedeniyle de böyle bir zorunluluğu yoktur. Dört ayağı yerdeyken de idrarını bırakabilir. Ayağını kaldırma nedeni hem dikey yüzeyleri iyi işaretlemek hem de idrarını mümkün olan en uzak mesafeye ulaştırabilmek, daha geniş bir alanı hakimiyet sahası olarak işaretleyebilmektir.

Köpeğin işerken ayağını kaldırmasının, erkeklik hormonu ile ilişkili olduğu da ileri sürülüyor. Dört aylık olmadan önce hadım edilen erkek köpek yavruları idrarlarını yaparken ayaklarını kaldırmıyorlarmış. Zaten büyük emekle konulan sınır işaretlerinin de bir işe yarayıp yaramadığı şüphelidir. Uzmanlar bunun nafile bir çaba olduğunu, diğer köpeklerin yine bildiklerini okuduklarını söylüyorlar

Yorum ( yok ) Yorum yaz!

Nasıl Yaparsın? (köpekten sahibine duygu yüklü bir mektup)

15/11/2008 ·

Nasıl Yaparsın?

Yazan: Jim Willis (How Could You?)

Üzerinden seneler geçti, şimdi hatırlıyorum da, ben yavruyken şirinliklerime katıla katıla güler, beni "yavrum" diye çağırırdın... Ve birkaç dişlenen ayakkabı ve katledilen yastık dışında, kısa zamanda senin en vazgeçilmez dostun oldum. Ne zaman bir muzurluk yapsam bana parmağını sallar ve "nasıl yaparsın" diye çıkışırdın. Ne var ki hemen arkasından kızgınlığın geçerdi ve beni yere yatırır, ters çevirir ve göbeğimi okşardın.

Çok meşguldün o aralar çok... Dolayısıyla tuvalet eğitimim tahminimizden uzun sürdü... Ama ikimiz el ele verip üstesinden geldiydik alimallah. Yatağında sana sokulup da koynunda geçirdiğim geceleri unutamam. Sen farkında değildin belki ama, ben senin rüyalarını ve saklı hayallerini gizlice dinler ve bundan daha mutlu olunamayacağına kanaat getirirdim. Beraberce uzun yürüyüşlere çıkar, parklarda koşuşturur, dondurma yerdik hatırlıyor musun? [dondurma dokunur diye bana sadece külahını verirdin] Ve evde senin dönüşünü beklerken sırtımı ılık güneşe verir, huzurlu, derin bir uyku çekerdim.

Zamanla, yavaş yavaş, işinde daha fazla vakit geçirmeye başladın ve boş kalan zamanlarında da kendine bir eş aramaya koyuldun. Ben seni her zamanki gibi sabırla bekledim, sana hayal kırıklıkların ve acılarında teselli oldum, yanlış kararlarını hiçbir zaman kınamadım, her defasında seni büyük bir sevinçle karşıladım... Ve sonunda sen birine aşık oldun.

Evlendin... Ne var ki eşin köpeklerden pek hazzeden biri çıkmadı. Yine de ben onu bizim evimizde sevinçle karşıladım, ona sevgi gösterdim ve dediğinden dışarı çıkmadım. Mutluydum, çünkü sen mutluydun. Sonra, insan bebekler geldi aramıza ve yeni yavruların heyecanını sizle aynen paylaştım. Onların pespembe yumuşacık tenleri, mis gibi bebek kokuları beni heyecanlandırıp, hayran bırakıyordu... Ve ben de onlara annelik etmek istiyordum. Ne yazık ki - her nedense - hem eşin hem de sen, benim onlara zarar vereceğime kanaat getirdiniz ve beni ayrı bir odaya veya kulübeme kapattınız hep. Halbuki kendim sevgiden mahrum kaldıkça, onlara olan sevgim ne kadar daha arttı... Bilemediniz hiç.

Çocuklar büyüdükçe, onların en yakın dostu oldum. Tüylerime tutunup tombul bacaklarının üzerinde ilk adımlarını attılar, gözlerime minicik parmaklarını soktular, kulaklarımın içini karıştırdılar ve burnuma öpücükler kondurdular. Onlara, kısacası onlarla ilgili herşeye tapardım – bilhassa temaslarına - zira senin temasına hasret kalır olmuştum. Gerektiğinde onları hayatım pahasına korumaya hazırdım. Artık onların yataklarına girip, onlarla sarmaş dolaş olup, onların gizli hayal ve üzüntülerini dinler, onlarla beraber senin akşam gelişini bekler olmuştum.

"Köpeğin var mı?" sorusuna, cüzdanından resmimi çıkarıp, hakkımda şirin hikayeler anlattığın zamanlar artık geride kaldı. Son senelerde kuru bir "evet" le karşılık verip konuyu değiştirir oldun artık. "Senin köpeğin" olmaktan, "itin biri" oldum ve bana yaptığın her tür masraf sana batmaya başladı.

Sonunda da başka bir şehre tayinin çıktı. Yeni apartmanınızda sana ve onlara yer vardı, ama bana yoktu. Haliyle ailen için en doğru kararı verdin belki... Ama unutma ki bir zamanlar ailen bir tek benden ibaretti.

Son araba gezintimize çıktığımızda heyecanlıydım... Ta ki barınağa varana kadar. Barınak köpek, kedi, korku ve umutsuzluk kokuyordu. Gereken evrakları doldurduğunu ve "ona çok iyi bir ev bulacağınıza eminim" dediğini hatırlıyorum. Onlar omuz silkip sana karamsar bir bakış attılar. Onlar orta yaşlı, terkedilen bir köpek veya kedinin akibetinin farkındaydılar.

Oğlunun tasmama yapışıp kalan elini zorla açmak zorunda kaldın. "Baba, ne olur köpeğimi elimden almalarına izin verme" diye çığlık çığlığa haykırmasına sen aldırmadın belki ama, ben onun adına hem üzüldüm hem de çok endişelendim. Endişem, ona şu anda arkadaşlık, sadakat, sevgi ve sorumluluk, ve bilhassa bir cana duyulan saygı konusunda vermiş olduğun hayat dersinde yatıyordu. Başıma son bir kere dokunup bana veda ettin, özellikle göz göze gelmemeye özen gösterdin, ve sana uzatılan tasma ve kayışımı kibarca geri çevirdin. Gitmen gereken yerler, yetişmen gereken işler vardı ve zaman aleyhine çalışıyordu... Nasıl ki şimdi de benim aleyhime çalıştığı gibi.

Sen ayrıldıktan sonra, barınaktaki iki tatlı kadın, Allah bilir taşınacağını aylar öncesinden bildiğini ve bana uygun bir yuva bulmak için en ufak bir çaba sarfetmediğinden yakındılar. Sadece üzüntü içinde başlarını sallayıp "nasıl yaparsın" diye sordular arkandan.

Barınakta, zamanları izin verdiği ölçüde bizimle ilgileniyorlar. Bizi besliyorlar tabii ki... Ama ne var ki bende iştah falan kalmadı. Önceleri ne zaman biri kafesime yaklaşsa, sensindir belki diye kafesin önüne koşardım... Belki kararını değiştirdin... Belki bunların hepsi kötü bir rüyadan ibaretti – veya belki bana acıyan biri beni kurtarmaya gelmişti. Ama ne zaman anladım ki, minik ama akibetlerinden habersiz şirin yavru köpeklerle bu konuda yarışmam söz konusu bile değil, işte o zaman kaderime razı olup, köşeme çekildim ve akibetimi beklemeye koyuldum.

Önce ayak seslerini duydum onun. El ayak çekildikten sonra beni kafesimden çıkardı, ve onu uslu uslu koridorun sonundaki odaya kadar takip ettim. Sessiz, sakin bir oda. Beni yavaşca kaldırdı ve masanın üstüne kodu, başımı okşadı, kulaklarımın arkasını kaşıdı, ve tasalanmamı söyledi. Kalbim muhtemelen olacaklar karşısında heyecanla çarpıyordu, ama aynı zamanda içimi de sonsuz bir huzur kapladı. Sevgi tutsağının sayılı günleri dolmuştu demek ki. Karakterim icabı, kendimden çok onun için üzülüyordum. Üzerindeki yük çok ağırdı ve onu eziyordu, ve ben – beraberliğimiz süresince senin de her ruh halini anladığım gibi – onun da içinde bulunduğu durumun çok iyi farkındaydım.

Eli çok hafifti, ve gözünden akan yaşları görmesem, ön patime bağladığı turnikeyi nerdeyse farketmeyecektim bile. Seneler önce seni de teselli ettiğim zamanlardaki gibi, hafifçe elini yaladım. İğnenin ucunu usulca damarımdan içeri kaydırdı. Önce hafif bir sızı, arkasından damarlarımda dolaşmaya başlayan buz gibi sıvıyı hissettim. Kafam ve gözlerim ağırlaştı, ve onun merhamet dolu gözlerine bakarak son olarak "nasıl yaparsın" diye fısıldadım.

Belki de benim lisanımı iyi anladığı için, "ne kadar üzgünüm bilemezsin" diye cevap verdi.
Bana sarıldı, ve alelacele işinin beni çok daha huzurlu ve güzel bir yere göndermek olduğunu anlatmaya başladı. Öyle bir yer ki – bir daha ne ihmal edilecek, ne acı çekecek, ne de kendimi korumak zorunda kalacaktım... Öyle bir yer ki sevgi ve ışık içinde, bu sefil dünyadan çok daha farklı güzellikte bir boyut.

Son kalan nefesimle ve kuyruğumu son bir kere sallayarak ona "nasıl yaparsın" dan onu kastetmediğimi anlatmaya çalıştım.
Kastettiğim sendin, canımdan çok sevdiğim sahibim.
Seni her zaman anacağım, ve sonsuza dek bekleyeceğim, bunu bil.

Son dileğim ise, hayatındaki herkesin sana benim gösterdiğim sadakati göstermesidir.

Yorum ( yok ) Yorum yaz!

Hayvan Haklarına Giriş (1)

14/11/2008 ·

Hayvan haklarına giriş

sevinc001.jpgSevgili dostlar,

Bu aydan itibaren sizinle beraber bir kitap okuyacagım… o kadar guzel satırlar paylasacagız ki simdiden heyecanlanıyorum.. Bir arkadasımın tavsiyesiyle aldıgım ”hayvan haklarına giris” isimli bu kitabı dun gece elimden bırakıp bas ucu lambamı sonduremedim… ısık acık dalmısım bir vakitte… gercek bir hayvansever olan gary l. Francione bizi bu kitapta daha cok duymak ve bilmek istemedigimiz ya da bilip de bilmek istemegimiz hayvan gercekleriyle yuz yuze getiriyor…okunduktan sonra unutulması mumkun olmayan kelimeler yazmıs ard arda…baktıgım fotograflar artık omrumun sonuna kadar benimle ve aklımda tek bir soru,

”Onlara daha iyi bir dunya sozunu ne zaman verebilecegiz acaba?”

Sadece hayvansever olmamızın hicbirseye yetmedigini biliyor muydunuz?

”Hayvanlar hakkında inandıgımızı soylediklerimizle gercekte onlara uyguladıgımız muamele arasında daglar kadar fark var. Bir yandan hayvanların cıkarlarını ciddiye aldıgımızı iddia ediyoruz.associated press’in anketine katılan amerikalıların ucte ikisi su ifadeye katılıyor,

”Bir hayvanın acı cekmeden yasama hakkı,bir insanın acı cekmeden yasama hakkı kadar önemli olmalıdır.”yine aynı amerikalıların yuzde ellisi hayvanların kurk manto yapmak icin oldurulmesinin ya da spor icin avlanmasının yanlıs olduguna inanıyor.neredeyse yuzde ellisi hayvanların ”onemli tum noktalarda tıpkı insanlar gibi” oldugu gorusunde…gene yuzde ellisinden fazlası kedi ya da kopeklerle birlikte yasıyor ve onları ailenin bir uyesi olarak gorunuyor…

Hayvanlar hakkında soylediklerimizle gercekte onlara uyguladıgımız muamele arasındaki derin tutarsızlıgın nedeni,hayvanların bizim icin ”mal” statusunde olmalarıdır.”

Durdum tam burada…bu satırda bir nefes aldım,ne denli dogru bir saptama oldugunu dusundum dun gece,lambayı sonduremedim ve,

”Hayvanlar, sahibi oldugumuz ve mal sahipleri olarak onlara vermeyi uygun gordugumuz degerden baskaca bir degeri olmayan metalardır.insanın mal sahibi olma cıkarı hemen her zaman agır basıyor.soz konusu hayvan bir ”ev” hayvanı ya da bir ”labaratuar” hayvanı veya

Bir ”av” hayvanı veya ”yenecek” bir hayvan ya da sadece bizim kullanımımız icin var olan ve bizim amaclarımız icin bir arac olmak dısında bir deger tasımayan baska bir hayvan mulkiyeti biciminde oluyor”

Gercekten boyle mi? dostarımız bizim mallarımız mı? bazen sadece ”yenecek”, bazen cocuklarımızın canlı ”oyuncak”ları olacak, sıkıldıgımızda da sokaga bırakacagımız ”mallar”ımız mı?anlasıldı. Bu kitap beni ve kalbimi daha cok yoracak…

Gary. L. Fransione diyor ki;

”Hayvan cıkarlarını ciddiye almak ve hayvanlara gereksiz yere acı cektirilmesini acıkca reddedisimize somut bir anlam kazandırmak istiyorsak,bunun tek bir yolu var;eşit gozetilme ilkesini ya da benzerlere benzer muamele etmek zorunda oldugumuz kuralını hayvanlara uygulamak.hayvanlar hakkındaki uzlasımsal sagduyumuz,hayvanların en azından bir bakımdan bize benzer olduklarını soyluyor.onlar da hissetme yetisine sahip ve tıpkı bizim gibi acı cekmemekte cıkarı olan varlıklar.”

Karmasık mı geldi? gelmesin…ben okumaya devam edeyim,siz dusunmeye…yapılacak cok sey var. Yapabilecegimiz cok sey…

Onumuzdeki ay laboratuarlarda kullanılan ve deneylerde daha dogru sonuc alındıgına inanıldıgı icin agrı kesici bile verilmeden uzerinde calısılan dostlarımız hakkında konusacagız…ve hayvanlar uzerinde yapılan bu deneylerin insanlar uzerine olumlu sonuc verip vermedigi gercegiyle de yuzlesecegiz…simdiden neyle karsı karsıya gelecegimiz belli oldugu halde…

Sizi seviyorum…gorusmek uzere…

Sevinc erbulak midyat.

Yorum ( yok ) Yorum yaz!

Köpeğe ayrılmış 170 sayfalık dergi

14/11/2008 · Kategori: jjk


Köpeğe ayrılmış 170 sayfalık dergi


Köpekler ve köpekgillerin diğer üyeleri, insanlığın tüm kültürlerinin mitlerinde, masallarında ve sanat eserlerinde yer alır. Çünkü köpek evcilleştirilen ilk hayvandır ve 10 bin yıldır insanla içli dışlıdır.


Köpekler hiç zorluk çekmeden iki dünyada yaşarlar: Kendilerinkinde ve bizimkinde. Üç ayda bir yayınlanan P Dünya Sanatı Dergisi, 49. Güz sayısını "Köpek ve Sanat" konusuna ayırmış. 170 sayfalık dergide;

Kültürlerde ve İnançlarda Köpek, Yunan ve Roma Mitolojilerinde Köpek, Hıristiyan Sembolizminde Köpek, Türk Resminde Köpek, Köpekler ve Kadınları, İstanbul'un Köpekleri gibi pek çok konu başlığı var. Biz içlerinden, Şule Aksoy'un kaleme aldığı Şamanizm'den İslam'a Türkler'in Yaşamında
Köpek ile Catherine Pinguet'in yazdığı Şehrin Başıboş Köpekleri isimli konuları seçtik ve derledik.

ŞAMANİZM'DEN İSLAM'A TÜRKLERİN YAŞAMINDA KÖPEK

Orta Asya eski Türk boylarında inanç düzeni Şamanizm üzerine kurulmuştu. Şaman davulunun üzerine kötü ruhların yaklaştığını Şaman'a haber verdiğine inanılan kara ve ala renkli iki köpek resmi yapılırdı. Şaman giysisi üzerine de çeşitli metallerden yapılmış süs motifleri ve hayvan figürleri konulurdu. Bu hayvan figürlerinin kullanılmasındaki amaç, Şaman'ın o hayvanların yapabileceği kötülüklerden korunmasıydı. Yine Şaman giysisi üzerinde bulunan metalden yapılmış yassı köpek figürleri ise köpeğin dost, koruyucu ve yol gösterici olmasından kaynaklanıyordu. Ayrıca Şamanizm'de köpeğin, bulunduğu toplulukta ölümü önceden hissettiğine inanılır.

Orta Asya'nın ürkütücü büyüklükteki steplerinde yaşayan Türklerin bu uçsuz bucaksız doğadaki en yakın yoldaşları olan köpeklerin, onların inanç sistemlerinde önemli ve vazgeçilmez bir figür olarak yer alması kaçınılmazdı. Şamanizm'de yer alan pek çok olgu, Türklerin Müslümanlığı kabul etmesinden sonra da devam etti, göçlerle Anadolu'ya kadar taşındı.

Bugün Anadolu'daki pek çok Türkmen köyünde köpek uluması kötü bir olayın habercisi olarak kabul edilir. Yine bu köylerde dokunan kilimlerde görülen, Şamanizm'den kalan koşan köpek figürü, köpeğin kötü ruhların peşinden koşup onları kaçırttığı inancının bir yansıması.

Orta Asya Türkleri'nin köpek figürü ile olan bağları dünyaya kazandırdıkları "On İki Hayvanlı Türk Takvimi"nde de karşımıza çıkıyor. On İki Hayvanlı Türk Takvimi, bir ay ve güneş takvimi. 60 yıllık devreleri ile Göktürkler'de, Uygur, Tuna Bulgar ve İtil Türkleri'nde kullanılmış. Sistemin on birinci yılı, Köpek (İt veya Barak olarak da adlandırılır) yılı.

Türklerin İslámiyet'i kabul edişinden sonra köpeğe yaklaşım, bu yeni dinin kuralları ile yavaş yavaş değişti. İslám inancına göre köpeğin av, ziraat, bekçilik, koruyuculuk gibi amaçlara hizmet etmesi için beslenmesi ve bulundurulması uygun görülür, bu sebepler dışında evde bulundurulması hoş karşılanmaz. Ancak yine de köpeğin sadık bir dost ve yoldaş olduğu hiçbir zaman yadsınmamış. Kur'an-ı Kerim'in 18. Kehf suresi 9.26. áyetlerinde "köpeğin çok sadık bir hayvan" olduğunu vurgulayan Yedi Uyurlar kıssasına yer verilmiş.

İSTANBUL'UN SOKAK KÖPEKLERİ

İstanbul'a gelen Batılı gezginler, sokaklarda gördükleri başıboş gezen köpek sürüleri karşısında duydukları şaşkınlığı ve bu şaşkınlığa genellikle eşlik eden kınamayı, yazılarında dile getirmişler. Kimileri bunları parya olarak nitelendirmiş (dokunulmayan anlamında), ayrıca köpeklerin çok sayıda olduklarından ve etrafı temizledikleri için kentlilerle iyi geçindiklerinden söz edilmiş. Köpekler, atıkları karıştırarak hayatta kalmanın yolunu buluyorlardı gerçekten. Ama kent sakinleriyle mahallelerinde yaşayan köpekler arasındaki karmaşık ve geniş ilişki ağını açıklamak için bu bağ yeterli değil. Bu ilişkiler, inançlarla da besleniyordu (bir hayvanı beslemek ya da bir hayvana su vermek, övülecek bir davranış kabul ediliyordu ve bu durum köpek için de geçerliydi), insanlar köpeklere alışıktı ve aralarında karşılıklı bir alışveriş söz konusuydu. 19. yüzyılın ikinci yarısında Doğu'yu ziyaret eden Avrupalıların bu tablo karşısında şaşkınlık duymaları da kolayca anlaşılabilir: Yaşadıkları ülkelerdeki şehirlerde başıboş dolaşan köpeklerin kökü tamamen kazınmıştı ve hayvanın köklerinin saflığı bu dönemde büyük bir kaygı konusuydu hatta bu bağlamda yeni bir sözcük üretilmişti: "Pedigree", yani safkan bir hayvanın soyağacı.

1910 yılında, İstanbul'da yaşayan tüm köpekler toplanarak, insan yerleşimi bulunmayan Sivriada'ya götürüldüler ve burada birbirlerini yiyerek peş peşe öldüler. Dönemin Belediye Başkanı, Cemil Topuzlu, otuz bin köpeğin bu şekilde ortadan kaldırıldığını yazıyor.

İstanbul'daki başıboş köpekler öldürülürken Batı'dakiyle aynı amaçlar güdülmüştü ama uygulanan yöntem daha önce ne görülmüş ne de duyulmuştu. İstanbul'daki Pasteur Enstitüsü'nin müdürü Dr. Remlinger gibi Batılılar bu uygulamaya isyan ettiler ve hatta öldürme işini mekanik bir şekle sokarak, etkili ve kárlı (!) hále getirmeyi teklif ettiler. Aslında ada konusundaki kararı yeni Türk yönetimi vermemişti. Bu fikir II. Mahmud döneminde ortaya atılmış ve Abdülaziz döneminde de tekrar gündeme gelmişti. Ama projenin uygulanması, II. Abdülhamid döneminden bir yıl sonrasına kadar ertelendi.

13 Kasım Perşembe 2008

13/11/2008 ·

Bugün 9:30 gibi mamamı yedikten uzunca bir süre sonra ablamın yatağına çıktım.Zıpladım durdum.Uyandırdım :) oyun oynamak için.Masum Zürafamı kaptım gittim yanına.O uzağa fırlattı ben koştum kaptım,yine geldim.Oynadık uzunca bir süre.Mutfak faresi ben,Ninja Mutfak masasından mandalinayı aşırdımHavali.Önce oynadım.Fırlattım yakaladım.Koştum durdum.Sonra parçaladım.İçini yedim.Kabuklarını biraz çiğneyip bıraktım.1'e kadar uyudum.Sonra ablamla oturduk.2'de dışarıya çıktık.Gezdik biraz,bende tuvaletimi yaptım.Yazlıkta dışarıya yapmaya alıştım artık dışarıya yapıyorum tuvaletimi tam 4 kez dışarıya çıkıyoruz
Sabah : 8'de mama yedikten hemen sonra
Öğlen: 2'de uykudan sonra
Akşam Üstü: 7'de mam yedikten hemen sonra
Gece: 11:30'da yatmadan önce

Burda ki ablam ve abim günde sadece 2 kez çıkıyor ama ben 4.Büyüdükçe 2 kez olacak benimde sanırım.
2:30 gibi anneannem geldi.Onu görünce sevinçten deliye döndüm.{#emotions_dlg.cheesy}Üsütüne atladım.Koltuktan koltuğa koştum.Atladım,zıpladım.Sonunda çok yoruldum.Karşısına geçip oturdum.Ananemle konuşmaya başladım.Ananem 'mama' dedi.Bende ona benzer birşeyler söyledim.Tabii onlar
benim ne söylemek istediğimi anlayamıyorlar:(Uzun bir sohbetten sonra ablamın yaına oturdum biraz.Sonra kapının eşiğine gittim yattım.5'e kadar uyudum.Ananem giderken terliklerini kaptım.Ablamla evin içinde kovalambaç oynadık.Sonunda pes ettim yere yattım.Ablamda aldı terliği.Bende koşa koşa mutfağa gittim ve kafayı bozduğum sarı bez'i kaptım.Maksat benimle ilgilenmesini sağlamak.Sarı bez'ide ablama kaptırınca uyudum.Esne
Yarın Görüşmek Üzere
DOGBOOK üyesiyim artık bende!!yarın bununla ilgili detaylı bir bilgi vereceğim.

Yorum ( yok ) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »


Get your own Chat Box! Go Large!
>
Asi'nin günlüğü
Asi'nin günlüklerini nasıl buluyorsunuz?

Güzel
İdare Eder
Çok daha iyi olabilirdi
Fena Sayılmaz
Harika


Şu Andaki Durum